TÜRKİYE’Yİ KUŞATAN GÖRÜNMEZ SAVAŞ
TÜRKİYE’Yİ KUŞATAN GÖRÜNMEZ SAVAŞ

Anadolu… medeniyetlerin beşiği. Bu toprakların tarihine bakınca gurur duymamak elde değil. Ama yıllardır fark etmeden yürüttüğümüz bir mücadele var. Üstelik tankların, topların konuştuğu bir savaş değil bu. Çok daha sessiz, çok daha derin, çok daha yıpratıcı bir savaş…
Soğuk Savaş bitti sanıyorduk ama aslında yeni bir dönem açıldı: Türkiye’nin görünmeyen kuşatma yılları.

1990’lar: Ekonomik Bir Cendere ve Zihinsel Bir Kapan

Ben o dönemi hatırlayan biri olarak söylüyorum: 1994 ve 2001 krizleri sadece rakamlardan ibaret değildi. Ülke, IMF reçeteleriyle nefes alan bir finans laboratuvarına çevrilmişti. O günlerde “çözüm” diye sunulan her şey, Türkiye’yi borca ve bağımlılığa daha çok mahkûm etti.

Devlet yüksek faize gömülüyor, halk enflasyonun altında eziliyordu.
Tam da o atmosferde Londra merkezli fonlar bir anda sessiz silahlara dönüştü. Ülkeye giren her dolar, aslında Türkiye’nin bağımsızlığına sıkılan bir kurşundu.

Ve işin en acı tarafı: Bu operasyon sadece ekonomiyle sınırlı değildi…
Jeopolitik bir dizaynın parçasıydı.

Moody’s, Standard & Poor’s, Fitch…
Bu kuruluşlar gerçekte finans kurumundan çok jeopolitik tetikçiler gibi davranıyordu. Türkiye ne zaman Batı’nın çizdiğinin dışına çıkmaya kalksa hemen devreye giriyor, “not indirimleri” adı altında diz çöktürmeye çalışıyorlardı.

2018’deki kur saldırısını hatırlayın.
2020’deki döviz dalgalanmalarını hatırlayın.
Bütün bunlar sadece piyasa refleksi olabilir mi? Değildi. Çok netti:

“Yerini bil” mesajıydı.

IMF Defteri Kapanınca Başlayan Fırtına

2013’te Türkiye IMF’ye olan borcunu sıfırladı. Bu, dışa bağımlılığın zincirlerinden ilkiydi.
Ama dikkat edin: Aynı yıl Gezi olayları patladı.

Bu tesadüf müydü?
Ben o günlerin ruhunu hâlâ hissediyorum. Ağaç gerekçesiyle başlayan süreç, kısa sürede profesyonel bir psikolojik operasyona dönüştü. Borsa, döviz, faiz—her şey hedef alınmıştı.

Organizatörlerin Soros bağlantıları, dışarıdan fonlanan medya kampanyaları…
Bu tablo bize şunu gösteriyordu:
Türkiye bağımsızlık yönünde adım attıkça görünmez eller devreye giriyordu.

Medya, Akademi ve STK Üçgeni: Sessiz İşgal

Bu kuşatma yalnızca finansla sınırlı değildi.
En kritik saldırı zihinlerimize yapılmıştı.

Harvard, Chatham House, Carnegie…
Bu merkezlerde yetişen birçok entelektüel Türkiye’ye, NATO’nun onayladığı kadar özgür olmayı reva gördü. Orta Asya’ya, Afrika’ya, Rusya’ya yapılan açılımlar “eksen kayması” diye damgalandı.

Batı fonlu STK’lar kültürel projeler adı altında toplumun en kırılgan damarlarına sızdı.
Kadın projeleri, gençlik destekleri, barış girişimleri…
Hepsi Batı’nın kültürel kodlarını ithal etmek için bir kılıf olmuştu.

Modern olmak batılılaşmakla eş tutuldu. Dilimiz değişti, kıyafetimiz değişti, düşünme biçimimiz değişti.
Ve en acı olanı:
Kendi gücümüze olan inancımız aşındı.

Savunma Sanayindeki Direniş

Türkiye savunma sanayinde ayağa kalkmaya başladığında baskılar daha da arttı. ABD, Almanya, Kanada…
Birçok ülke kritik parçalarda ihracat kısıtlaması getirdi.

Ama Türkiye geri adım atmadı.
TB2’ler, Anka’lar, Akıncı’lar, Milgem’ler, Altay…
Hepsi bu baskılara verilen bir cevaptı.

Bence bu dönemin en büyük kırılması şuydu:
Türkiye artık “yaparım” demiyordu.
“Yaptım.” diyordu.

Dış Politikada Çoklu Eksen ve Yeni Türkiye

Türkiye artık tek bir merkeze yaslanan bir ülke değildi.
Orta Asya’da ticaret, Afrika’da insani diplomasi, Karadeniz’de güvenlik, Latin Amerika’da açılım…

Bu coğrafyanın kaderi “emir alan Türkiye” değildi artık.
Kendi çıkarını gözeten, müzakere eden, gerektiğinde rest çekebilen bir Türkiye ortaya çıkmıştı.

Fay Hatları ve İçerideki Tehdit

Türkiye’nin en büyük düşmanı dışarıda değildi.
En tehlikeli düşman içeride saklanmıştı.

FETÖ, 80’lerden itibaren devletin damarlarına sızarak ülkeyi içten çürüttü.
7 Şubat krizi, MİT TIR’ları, 15 Temmuz darbe girişimi…
Bu, dış güçlerin yapamadığını içeriden yapan bir ihanet ağının eseriydi.

Etnik ve mezhepsel fay hatları da yıllarca kaşındı.
Kürt kimliği üzerinden üretilen manipülasyonlar, Alevi-Sünni ayrışması üzerinden kurulan kurgular…
Tüm bunlar Türkiye’yi içeriden çözmeye yönelik hamlelerdi.

Kültürel Çöküntü: Aşağılık Kompleksi

Asıl mesele şu:
Yıllarca “Batı ne der?” diye bekleyen bir zihin yapısı oluşturuldu.
Eğitim sistemi kendi değerini öğretemez hale geldi.

Batı’nın modelleri kutsandı; kendi köklü düşünce mirasımız rafa kaldırıldı.
Ve sonunda en tehlikeli şey oldu:
Kendimizi değersiz görmeye başladık.

Gerçek Beka: Özgüvenin Kaybı

Dış güçler her zaman baskı kurmak ister.
Medya operasyonu yapar, kültürel sızma yapar, ekonomik sabotaj yapar.

Ama asıl mücadele dışarıyla değil, içerideki ataleti yenmekle başlar.
Kendi potansiyeline inanmayan bir milletin kaderini başkası yazar.

2000’li yıllarla birlikte bu zihinsel prangalar kırılmaya başladı.
IMF borcu sıfırlandı.
Savunma sanayii yerli hale geldi.
Enerji projeleri devreye alındı.
Kritik sektörlerde bağımsız adımlar atıldı.

Ama bu sadece başlangıçtı.

Türkiye’nin asıl beka meselesi şudur:

Kendi insanının kendisine olan inancı.
Kendi değerini bilmeyi öğrenmesi.
Ve artık yabancıya hayranlık duymayan bir özgüvenle geleceğini kurması.

Küresel güçler bir ülkeyi ekonomik baskıyla yorabilir ama
kararlılığa inanan bir milletin önünde hiçbir kuşatma kalıcı değildir.

Bir yanıt yazın
Şunlar da hoşunuza gidebilir

HİSAR-O, Bangladeş’in İhale Sürecinde

Bangladeş Savunma Kuvvetleri, Orta Menzilli Karadan Havaya Füze (MRSAM) sistemini tedarik etmek…

Türk birliği ve ekonomik bağımsızlık

Günümüz dünyasında, uluslararası ilişkilerde ve ekonomik sistemde birçok devleti sınırlayan unsurlar bulunmaktadır. Bu unsurların başında, dünya ekonomisini etkisi altına alan dolar ve euro gibi para birimleri gelmektedir.

Litvanyalılar, Ukrayna’ya TB-2 Bayraktar İha almak için 5,4 milyon dolar Halktan bağış topladı.

Litvanyalılar, Ukrayna ordusunun Rus güçlerini hedef almak için Türkiye’nin Bayraktar insansız hava…

Dijital Kölelik

İnsanlar tarih boyunca zamanın durumuna göre, değişik şekillerde hep köleleştirildiler. Köle olmanın…