Görünenin Ötesindeki Savaş
2026 yılının Ocak ayı, dünya tarihine sıradan bir kış ayı olarak geçmeyecek. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın emriyle Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun bir gece yarısı operasyonuyla alınıp ABD’ye götürülmesi ve hemen ardından Washington’ın gözünü hırsla Kuzey Kutbu’na, Grönland’a dikmesi, ana akım medyada “çılgınlık” veya “güç gösterisi” olarak yorumlanıyor. Ancak bu olaylara sadece “bir diktatörün tutuklanması” veya “bir adanın satın alınmak istenmesi” olarak bakmak, satranç tahtasında sadece piyonları görmektir.
Asıl oyun, piyonların çok ötesinde, şahların ve vezirlerin; daha da önemlisi o tahtayı kuran “görünmez ellerin” arasında dönüyor. Bugün yaşananlar, 1970’lerde başlayan, Çin’in bir dev gibi büyütülmesiyle devam eden ve “City of London”ın karanlık koridorlarında kurgulanan 50 yıllık bir planın kırılma noktasıdır.
Bu yazıda, Venezuela’dan Grönland buzullarına, Pekin’deki fabrikalardan Londra’daki finans baronlarına uzanan o görünmez hattı takip edeceğiz. Hazırsanız, “Tavşan Deliği”ne giriyoruz.
Arka Bahçeyi Temizlemek – Maduro Operasyonunun Kodları
Trump yönetiminin Maduro hamlesi, basit bir “uyuşturucu ile mücadele” operasyonu değildir. Bu, jeopolitik bir **”Alan Temizliği”**dir.
Venezuela, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerine sahip ülkesidir. Ancak daha önemlisi, Venezuela son 20 yıldır Rusya, İran ve Çin’in Güney Amerika’daki (Amerika’nın arka bahçesindeki) en büyük üssü konumundaydı. Trump’ın “Önce Amerika” (America First) doktrini, küresel bir savaşa girmeden önce kendi kıtasını (Western Hemisphere) tamamen sterilize etmeyi hedefler.
Maduro’nun alınması şu mesajları taşır:
- Monroe Doktrini’nin Dönüşü: ABD, kıtasında kendisine itaat etmeyen, dış güçlerle (Çin/Rusya) iş birliği yapan hiçbir lidere tahammül etmeyecektir.
- Enerji Güvenliği: Yaklaşan küresel çatışmada Orta Doğu petrolleri riske girerse, ABD’nin enerji vanası Venezuela olacaktır. Bu vana artık Washington’a bağlanmıştır.
Kuzeyin Kilidi – Neden Grönland?
Maduro hamlesi güneyi sağlama almaksa, Grönland ısrarı kuzeyi, yani geleceği sağlama almaktır. Ana akım medya Trump’ın Grönland’ı “otel yapmak için” istediğini yazıp alay edebilir. Oysa gerçek, 21. yüzyılın en büyük stratejik savaşıyla ilgilidir.
1. Nadir Toprak Elementleri ve Teknoloji Savaşı
Grönland, sadece buz ve kardan ibaret değildir. Adanın altında, modern teknolojinin (çip üretimi, F-35 savaş uçakları, elektrikli araç bataryaları, kuantum bilgisayarlar) can damarı olan Nadir Toprak Elementleri (Rare Earth Elements) yatmaktadır. Şu anda bu piyasanın %80’i Çin’in kontrolündedir. ABD, Çin ile bağları koparırken (Decoupling), kendi tedarik zincirini kurmak zorundadır. Grönland, ABD’nin Çin’e olan teknolojik hammadde bağımlılığını bitirecek tek yerdir.
2. Kutup İpek Yolu’nu Kesmek
Küresel ısınma ile eriyen buzullar, yeni bir ticaret rotası doğuruyor: Kuzey Denizi Rotası. Çin, “Yakın Arktik Devleti” olduğunu iddia ederek bu rotayı kontrol etmek istiyor. Grönland, Atlas Okyanusu’na açılan kapı, yani bu yeni ticaret yolunun “Süveyş Kanalı”dır. Trump, Çin gemilerinin burnunun dibinden geçip Avrupa’ya ve Amerika’ya ulaşmasını engellemek için bu kapının anahtarını, yani Grönland’ı istiyor. Danimarka’ya yapılan baskının sebebi, Kopenhag’ın bu devasa stratejik yükü taşıyamayacak kadar “küçük” görülmesidir.
Çin Mucizesi mi, Küresel Sermayenin Projesi mi?
Bugün ABD’nin en büyük düşmanı olarak konumlanan Çin, aslında Batılı sermayenin kendi elleriyle yarattığı bir “Frankenstein”dır. Çin’in 1980’lerden bugüne gelen inanılmaz yükselişi, çalışkanlıkla açıklanamayacak kadar sistematik bir sermaye transferidir.
Finansal İhanet – Yuan, IMF’nin “VIP” Salonuna Nasıl Sokuldu?
Çin’in yükselişi sadece fabrikalarla olmadı; asıl darbe finans masasında vuruldu. 2016 yılında IMF (Uluslararası Para Fonu), tarihi bir kararla Çin Yuanı’nı (Renminbi) SDR (Özel Çekme Hakkı) sepetine dahil etti. Bu, Yuan’ın Dolar, Euro, Sterlin ve Yen’in yanına “5. Küresel Rezerv Para” olarak resmen atanmasıydı.
Peki bu nasıl oldu? Amerika’nın tüm itirazlarına rağmen, bu kapıyı Çin’e açan anahtar yine Londra’daydı. Süreç şöyle işledi:
- City’nin Desteği: Çin Yuanı’nın küresel olması için offshore bir merkeze ihtiyacı vardı. City of London, Çin dışında Yuan cinsinden tahvil ihraç eden ilk batılı merkez oldu. İngiltere, Amerika’nın “yapmayın” uyarısına rağmen Asya Altyapı Yatırım Bankası’na (AIIB) kurucu üye olarak katıldı.
- Kuralların Esnetilmesi: IMF kurallarına göre bir paranın sepete girmesi için “tam serbest” olması gerekirdi. Çin parası devlet kontrolündeydi. Ancak küresel lobiler devreye girdi, kurallar “esnetildi” ve Yuan, yeterli kriterleri tam sağlamasa da siyasi bir kararla sepete alındı.
Bu hamle, Batılı finans elitlerinin (City of London), gelecekte Dolar’ın çökme ihtimaline karşı yumurtalarını Çin sepetine koymaya başladığının resmi ilanıydı. Trump’ın bugün “küreselcilere” duyduğu öfkenin kökleri, 2016’daki bu finansal “ihanet”e dayanmaktadır.
Sermayenin Vatansızlığı
1970’lerde Batı’da (ABD ve Avrupa) işçi ücretleri yükselmiş, sendikalar güçlenmiş ve kâr marjları düşmüştü. “City of London” ve Wall Street merkezli finansal elitler (Küreselciler), üretim maliyetlerini sıfıra indirmek için radikal bir karar aldılar: Fabrikaları Doğu’ya taşımak.
Henry Kissinger’ın mimarlığını yaptığı bu “Angajman” politikasıyla, Batı’nın teknolojisi, mühendisliği ve sermayesi, altın tepside Çin’e sunuldu. Çin’e verilen görev şuydu: “Bizim için ucuz üret, biz de senin büyümeni finanse edelim.” Bu süreçte ABD’nin orta sınıfı (Detroit gibi sanayi şehirleri) bilerek ve isteyerek feda edildi. Çin’in yükselişi bir Asya başarısı değil, Batılı finans oligarşisinin “Maliyet Düşürme Operasyonu” idi.
Dünyayı Yöneten Görünmez El – City of London
Peki, bu sermayeyi kim yönetiyor? Trump kiminle savaşıyor? İşte burada karşımıza haritalarda görünmeyen, ülkeler üstü bir yapı çıkıyor: City of London.
Londra’nın içinde, sadece 1 mil karelik bu alan, İngiltere’den, İngiliz Parlamentosu’ndan ve Kraliyet’ten bağımsız, kendi yasaları ve polisi olan özerk bir devlettir.
İmparatorluk Batmadı, Şekil Değiştirdi
Tarih kitapları İngiliz İmparatorluğu’nun bittiğini yazar. Oysa imparatorluk sadece toprağa dayalı sömürgecilikten, “Finansal Sömürgeciliğe” geçti. City of London, kurduğu “Offshore” (Kıyı Bankacılığı) ağıyla (Cayman Adaları, Virgin Adaları, Jersey vb.) dünyanın kara parasını, vergi kaçıran şirketlerin servetini ve diktatörlerin hazinelerini kendine çeken devasa bir manyetik alandır.
Eurodollar Sistemi
City, 1950’lerde ABD denetimi dışında “Eurodollar” piyasasını kurarak, doları Amerika’nın değil, bankaların malı haline getirdi. Bugün Çin’in devasa döviz rezervlerinden, Venezuela’nın kaçırılan paralarına kadar her kuruş, bir şekilde City of London’ın “Örümcek Ağı”na (Spider’s Web) takılır.
Üç Şehir Devleti Teorisi ve Küreselciler
Dünyayı yöneten güç yapısını anlamak için “Üç Şehir Devleti” teorisine bakmak gerekir. Bu teoriye göre küresel sistem üç sütun üzerine kuruludur:
- Vatikan (Ruhsal Güç): İnanç sistemleri ve milyarlarca insanı bir arada tutan manevi otorite.
- Washington D.C. (Askeri Güç – Beden): Sistemin jandarması. Pentagon ve ordular aracılığıyla sistemi koruyan kas gücü. Washington da hukuken eyaletlerden bağımsız bir statüdedir (District of Columbia).
- City of London (Finansal Güç – Zihin): Parayı basan, faizi belirleyen, savaşları finanse eden beyin.
Çatışma Nerede? Yıllarca bu üçlü uyum içinde çalıştı. Washington vurdu, City finanse etti. Ancak Trump’ın temsil ettiği “Ulusalcı” kanat, Washington D.C.’nin artık City of London’ın (Küreselcilerin) tetikçisi olmasını istemiyor. Trump, “Amerikan ordusu neden sizin kârlarınız için dünyanın öbür ucunda nöbet tutuyor?” diye soruyor. Küreselciler (City of London ve onların Davos ayağı), sınırların kalktığı, ulus devletlerin eridiği, sermayenin serbestçe dolaştığı bir dünya isterken; Ulusalcılar sınırları kapatıp, üretimi tekrar eve (Amerika’ya) döndürmek istiyor.
Sonuç: Büyük Hesaplaşma
2026 yılı, bu 50 yıllık “Sermaye Transferi” projesinin duvara tosladığı yıldır.
- Trump, Venezuela ve Grönland hamleleriyle, City of London’ın kurduğu küresel ticaret ağını kesip atıyor ve “Kale Amerika”yı (Fortress America) inşa ediyor.
- Çin, artık sadece ucuz işçi değil, efendisine (Batılı sermayeye) kafa tutan bir güce dönüştü.
- City of London ise, Brexit ile Avrupa’dan kopardığı gemisini, şimdi belki de Doğu’ya (Asya’ya) yanaştırmanın hesaplarını yapıyor.
Maduro’nun uçağa bindirilip götürülmesi veya Grönland buzullarına bayrak dikilmek istenmesi… Bunların hiçbiri tesadüf değil. Dünya, paranın sahibinin kim olacağının belirleneceği son büyük savaşa hazırlanıyor. Ve bizler, bu devlerin tepişmesini izleyen, telefonuna “Bizim evimiz arıyor” bildirimi gelen şaşkın izleyicileriz.
Ama en azından artık biliyoruz: Evimiz kendi kendine aramıyor, hattın diğer ucunda City of London var.