Mustafa Sagîr, Hindistan’da doğmuş bir Müslüman’dı. Daha çocuk yaşta İngilizler tarafından fark edilip Londra’ya götürülmüş.
Oxford’da eğitim almış, İngilizce, Türkçe, Arapça, Farsça, Almanca ve Hindçe bilen bir “polyglot” olmuş. Zekâsı ve diliyle çevresini kolayca etkileyen biri. Ama o parlak zekâ, İngilizlerin hizmetindeydi.
Görünürde İngiliz sömürgesine karşı duran, Müslüman dayanışmasını savunan bir idealistti. Oysa perde arkasında, doğrudan İngiliz istihbaratı tarafından Atatürk’ü öldürmekle görevlendirilmiş bir ajandı.
Türk topraklarına sızıyor
I. Dünya Savaşı’nda Türk-Alman ittifakına dair bilgileri İngilizlere sızdırarak işe başlıyor. O zamanlar ismi “Seyyid Ali”.
Savaş bittikten sonra İstanbul’a geliyor, bu kez adı “Mustafa Sagîr”. Türk, Hint, İslam kardeşliği üzerine bir cemiyet kuruyor. Halkın güvenini kazanıyor, hatta İngilizler tarafından birkaç kez gözaltına alınıp salıveriliyor ki rolüne daha iyi bürünsün.
Kendini o kadar iyi gizliyor ki, zamanla Kuva-yi Milliye’nin haberleşme teşkilatına kadar sızıyor.
Ankara’ya gidiş ve Mehmet Akif’in şüphesi
Bir süre sonra “İstanbul’da baskı altındayım” bahanesiyle Ankara’ya geçiyor. Rivayete göre bir süre Mehmet Akif’in evinde kalıyor. Tacettin Dergâhı’na sık sık gidip geliyor, mektuplar yazıyor.
Ama Akif’in gözü bir noktada takılıyor. Gelen mektuplar fazla, içerikleri garip. Birini açıyor, bomboş bir kâğıt!
Şüpheleniyor…
Durumu hemen Kuva-yi Milliye’ye bildiriyor.
Kısa süre sonra Sagîr yakalanıyor. Sorguda, mektupların görünmez mürekkeple yazıldığını, İngiliz casusu olduğunu itiraf ediyor.
Yargılama ve ibretlik son
Ankara İstiklâl Mahkemesi’nde yargılanıyor.
İngilizler için bilgi topladığını, Atatürk’ü ortadan kaldırmakla görevlendirildiğini söylüyor.
Canını kurtarmak için yalvarıyor, hatta “İngilizlere değil size çalışırım” diyor. Ama nafile.
Atatürk, idam kararını hemen uygulatmıyor.
“Bekleyin” diyor.
Ve sonunda tarih 24 Mayıs 1921’e geldiğinde, yani İngiliz İmparatorluk Günü’nde, Sagîr’in idamı gerçekleşiyor.
Bu bir tesadüf değil; Atatürk, İngilizlerin kendisi için yazdığı ölüm fermanına en zekice cevabı vermişti.
Bir liderin sessiz intikamı
Mustafa Sagîr’in hikâyesi, bugün unutulmuş bir casusluk dosyası gibi görünebilir ama aslında Kurtuluş Savaşı’nın ne kadar büyük bir istihbarat mücadelesi olduğunu hatırlatıyor.
Atatürk sadece cephede değil, zihinlerde ve masalarda da savaşmıştı.
O yüzden diyorum ki:
“Atatürk’ü vursun diye casus yollarsınız…
Eyvallah. Ama ölmezse, sıkıntı büyüktür.”