Dünya kamuoyu, televizyon ekranlarında sunulan yüzeysel magazin haberleriyle oyalanırken, arka planda insanlık tarihinin en büyük güç savaşlarından biri yaşanıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın “Küresel Yapı”ya ve Çin’in yayılmacılığına karşı başlattığı hamleler, Grönland’dan Venezuela’ya, Afrika’dan İran’a uzanan devasa bir hattı tetikledi. Bu küresel denklemin tam merkezinde ise “oyun kurucu” olarak Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kritik “Üçlü Zirve” teklifi duruyor.
GÖRÜNMEYEN SAVAŞ VE ÇİN’İN KUŞATMA HAREKATI
Medyanın görmezden geldiği, ancak küresel dengeleri kökünden sarsan olaylar zinciri Grönland ile başladı, Venezuela ve Küba ile devam etti, bugün ise İran sınırına dayandı. Olayın özü şudur: Küresel üst aklın kontrolündeki Çin, sadece ticari bir rakip değil, askeri ve stratejik bir tehdit olarak ABD’yi kuşatıyor.
Amerika’nın burnunun dibindeki Grönland’da, Güney Amerika’da ve Afrika’nın derinliklerinde Çin’in ne işi var? Bu sorunun cevabı, televizyonlarda anlatılmayan gerçeklerde saklı. Çin, Afrika’yı demir ağlarla örerek yeraltı kaynaklarına, petrole ve değerli madenlere el koyuyor; bu kaynakları kendi sanayisine aktarırken, kurduğu üslerle de küresel hakimiyet alanını genişletiyor. Trump yönetiminin Grönland ve Venezuela hamleleri, işte bu kuşatmayı yarma girişimidir.
TRUMP’IN “RÜZGAR GÜLÜ” TEORİSİ VE ENERJİ TUZAĞI
Donald Trump, dünyanın geri kalanına dayatılan “yeşil enerji” masalının arkasındaki gerçeği, Çin’in üretim stratejisi üzerinden ifşa etti. Trump’ın şu sözleri, ekonomik savaşın kodlarını veriyor:
“Rüzgar gülleri var. Her yerde, Avrupa’nın dört bir yanında, her yerde rüzgar gülleri var. Ve bunlar kaybedenler. Fark ettiğim bir şey şu ki ne kadar fazla rüzgar gülü varsa bir ülkede, o ülke o kadar para kaybediyor. Çin neredeyse dünyanın bütün rüzgar güllerini üretiyor. Ancak ben Çin’de hiç rüzgar, rüzgar çiftliği görmedim. Onlar bu tesisleri üretiyor. Bu parçaları satıyor ancak kendileri kullanmıyorlar. Herkesi onlar satıyor. Ancak göstermelik birkaç tane rüzgar tarlası koyuyorlar. Ancak bunları kullanmıyorlar. Bu rüzgar gülleri dönmüyor. Elektrik üretmiyor. Onlar kömür kullanıyor genelde. Ancak Çin baktığınız zaman petrol ve gaz kullanıyorlar. Birazcık kömür de kullanıyorlar, nükleer de kullanıyorlar ve rüzgar güllerini satarak çok fazla para kazanıyorlar.”
Trump bu sözlerle şunu anlatıyor: Çin, dünyaya verimsiz enerji modellerini satıp onları borçlandırırken, kendisi petrol ve kömürle devasa bir sanayi gücüne dönüşüyor. Bu gidişatı durdurmanın tek yolu, Çin’e akan petrolü kesmekten geçiyor.
VENEZUELA BİTTİ, SIRA İRAN’DA
ABD, Venezuela’da yönetimi değiştirerek ve petrolü kendi kontrolüne alarak Çin’in Latin Amerika’daki musluğunu kesti. Şimdi aynı senaryo İran için masada. Trump’ın İran’a yönelik tehditlerinin asıl amacı savaş çıkarmak değil; İran petrolünün Çin’e akışını durdurmak.
Mesaj net: “Petrolü kime satarsan sat, ama Çin’e satma. Eğer Çin’e vanayı kapatırsan, ambargolar kalkar, refah gelir.”
İşte tam bu noktada Türkiye devreye giriyor. Bölgede yeni bir savaş istemeyen Ankara, diplomasi trafiğini en üst seviyeye çıkardı.
ERDOĞAN’DAN TARİHİ HAMLE: “ÜÇLÜ TELEKONFERANS ZİRVESİ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD ile İran arasındaki gerilimi düşürmek ve bölgeyi ateş çemberinden kurtarmak için inisiyatif aldı. Erdoğan, Trump’a “Yeni bir savaş başlamasın, bu işi masada çözelim” diyerek, Türkiye’nin de dahil olacağı üçlü bir telekonferans zirvesi önerdi.
Kulislerden gelen bilgilere göre Trump bu öneriye sıcak bakıyor. İran tarafında ise Hamaney’in tavrı belirsizliğini korusa da, Türkiye ve Katar’ın yoğun diplomatik baskısı İran’ı masaya oturmaya zorluyor. Eğer İran, Çin’e petrol sevkiyatını durdurmayı kabul ederse, bölge derin bir nefes alacak.
ANKARA-WASHINGTON HATTI VE MEDYANIN KÖRLÜĞÜ
Türk medyasındaki “muhalif” kanallar, ABD ve Trump üzerinden felaket senaryoları üretirken, devletin zirvesinde bambaşka bir realite işliyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın açıklamaları, Türkiye ve ABD çıkarlarının Suriye’den Ukrayna’ya kadar birçok noktada örtüştüğünü kanıtlıyor:
“Bölgesel dayanışma fevkalade önemli. Bunu hani özellikle Gazze’deki Amerikan’ın yapıcı rolünün devam etmesi önemli. Suriye’deki Trump politikalarının e devam etmesi önemli. Bunlar bölge istikrarı açısından önemli. Ukrayna’daki eee barışı isteyen, ateşkesi önceleyen Amerikan politikalarının devam etmesi önemli. Bu Trump yönetimiyle mümkün olan şeyler. Yani bu politikalar bizim yakın çevremizde fevkalade önemli. Kafkaslardaki barışı destekleyen, Azerbaycan’a da önem veren, Ermenistan’ı da barışa zorlayan e bir Amerika bizim bölgedeki hedeflerimizle Trump’ın hedeflerinin örtüştüğünü görüyoruz. Yani Rusya’da eee Azerbaycan, Ermenistan, Suriye ve eee diğer yerlerde.”
Bakan Fidan, uluslararası basına (El Cezire) verdiği demeçte de bu stratejik ortaklığı İngilizce olarak şöyle vurguladı:
“Is trying to do as for policy objectives I think is making quite differ and first of all what is you know what he’s trying to do in terms of bringing seas and gaza is quite something that we support we we are cooperating coming to syri i think our perspectives are largely over uh lap and trump administration would like to… My advice always to the American friends you know close the files one by one with Iran start with nuclear close it then the…”
Bu açıklamalar, Türkiye’nin YPG/PKK konusunda ABD ile vardığı mutabakatın ve Suriye’nin bütünlüğüne dair ortak vizyonun en net göstergesidir. Muhalefetin “Trump Türkiye’yi vuracak” söylemleri, sahadaki gerçeklerle tamamen çelişmektedir.
İRAN GERÇEĞİ VE MİLLİ GÜVENLİK
Bazı çevrelerin “İrancılık” yaparak Tahran yönetimini masum gösterme çabası ise hafızalara ihanettir. Suriye’de Esed rejimini ayakta tutarak yüz binlerce insanın kanına giren, Zengezur Koridoru açılırken “Savaş sebebi sayarız” diyerek Ermenistan’ın yanında saf tutan, PKK/YPG’ye dron desteği sağlayan bir İran gerçeği vardır.
Daha birkaç gün önce MİT’in başarılı operasyonuyla Türkiye içinde yakalanan İran ajanları, Tahran yönetiminin “dostluk” maskesi ardındaki gerçek yüzünü bir kez daha ortaya koymuştur.
Halkı sokaklara dökülen, ekonomisi çöken ve ABD namlularının ucunda olan İran, halen Türkiye’ye karşı faaliyet yürütmekten geri durmamaktadır. Türkiye’nin İran konusundaki tek ve en büyük hassasiyeti, olayların dışında kalmaya özen gösteren Güney Azerbaycan (Tebriz) Türklerinin güvenliğidir.
Sonuç olarak; Türkiye, devlet aklıyla hareket etmekte, duygusal tepkiler yerine sahadaki menfaatlerine odaklanmaktadır. Gazze’de, Suriye’de olduğu gibi İran krizinde de son sözü söyleyecek olan, bölgenin tek oyun kurucusu Türkiye Cumhuriyeti’dir.