MUTASYONA UĞRAMIŞ MÜSLÜMAN

Küresel elitler, yani kendine üst akıl diyen güruh, 1.Dünya savaşı sonrası, Amerika Birleşik devletlerinin karşısında bir denge oluşturmak için, o sırada İsviçre’de sürgünde bulunan Rus Bolşevik lider Lenin ve beraberindekilerin cebine para koyup, onların, İsviçre-Almanya-İsveç-Finlandiya üzerinden trenle Rusya’ya dönmelerini sağlayarak, sosyalizmin kurulmasına ön ayak oldular.Bu sosyalist yapıyı, her ne kadar dinsiz bir toplum denemesi olarak inşaa etseler de, ilerleyen zamanlarda inançsız bir toplumun olamayacağını görürler. Dinsizlik propagandası ile insanları dinden koparmanın mümkün olmadığını anlarlar. ‘’Madem insanları dinsizleştiremiyoruz, o zaman biz de kurallarını bizim yazdığımız dine onları inandırırız.’’  diyerek Avrupa’da Hristiyanlığı önce itibarsızlaştırmaya başlayıp ardından kurdukları 43 binden fazla cemaat ve tarikatla bir tarafı radikal bir tarafı da daha soft Hristiyanlığı Avrupalı gençlere empoze ederler. Kendisini özgürlükçü ve bireysel olarak tanımlayanlar da Ateizmin pençesine tutulurlar.

Bu arada süreç, geçmişte Hristiyan din adamlarının yaptıkları baskı ve eylemlerle insanları dinden uzaklaştırmış, kıtanın refah düzeyi artmasıyla da,  gençlere kilisenin yolunu unutturarak hızlandırmıştır.

Hristiyanlığın tarihi itibariyle birçok kez deformasyona uğraması da ameliyatın bu kadar kolay yapılmasına sebep olmuştur tabi.

Peki Ya İslam?

Günde 5 kez namaz gibi en ağır meditasyon varken, haftada bir gün omuz omuza cem ederek kılınan Cuma namazı varken, yılda 30 gün oruç denen nefis terbiyesi varken bu ameliyat nasıl yapılacaktı. Daha kandilleri, bayramları, insanın gönlüne dokunan ezanı saymadım bile.

Evet Türk toplumunda bu kadar canlı yaşanan İslam’a  narkozsuz ameliyat nasıl yapılacaktı?

Çok değil, yüz yıl öncesinden başlar narkozun verilmesi. O zamanlar İslam toplumunun lideri olan bu millete de önce Hristiyanlara yapıldığı gibi dinsizleştirilmek için değişik propagandalar yapılmıştı. Mesela 18 Temmuz 1923  tarihinde meclisimizde din değiştirme tartışmalarıyla birlikte Chp li vekillerin, bu milleti islam dininin geri bıraktığı gerekçesiyle Hristiyanlığa geçmeyi teklif etmişlerdi. Daha sonraki süreçlerde işte hepimizin bildiği gibi Halifeliğin kaldırılması, latin alfabesine geçilmesi ve bir sürü yenilik adı altında müslümanlar olarak operasyonlar yedik. Kuran okumanın yasaklanmasından, ezanın Türkçe okunmasından bahsetmeyeceğim bile.

Ama yine de  sağ cephe diye tanımladığımız  Müslümanlar, her zorluğa rağmen varlıklarını sürdürmeyi başardılar. Ta ki pasif bir devrim yapıp iktidarı ele geçirene kadar. İktidarı ele geçiren dindarlar içeride ve dışarıda bir sürü sorun ve düşmanla uğraşırken, Türkiye’nin de refah seviyesini ileriye taşımaktan da geri kalmadı. Ülkenin dört bir yanı bölünmüş yollarla, havaalanlarıyla donatırken, kendine özgü bir zengin tabakanın da Dünya ekonomik sistemi içine dahil olmasına sebep oldu. Dünya ekonomik sistemi yani kapitalizm, Türkiye’deki dindarların tüm yaşantılarını ele geçirdi. Dindarların iliklerine kadar giren bu kapitalizm zehri, Müslümanlar arasında daha çok para kazanma arzusu, daha modern dış görünüş ve islam baskısından ziyade özgürlükçü düşüncelerle bir estetik cerrahiye dönüştü. Parayı bulan Müslümanlar, altlarında lüks arabalarlarıyla, rolex saatleriyle, burbery marka kıyafetleriyle birbirleriyle yarışırlarken, zamanında onları soyutlayan kesime karşı intikam duygusuyla hareket ederek, islamın özünden uzaklaştılar. (Tabi bu sadece Türkiye’ye özgü olmamakla birlikte kapitalizm, bütün dünya müslümanlarında   aynı etkiyi neredeyse gösterdi.)

Aynı anda üst akıl dünya da var olan 83 bin farklı Müslüman tarikatı ve cemaatlerin bazılarına sızarak. Ülkemizde Allah deyip yarı çıplak kediciklerle oynayan sahte şeyhler türetmiş, bir yandan da devleti ele geçirmek isteyen katalokla evlilikler yaptıran paralelcileri üzerimize salarak islam dininin içini oymaya  başlamıştı.

Bu kadar baskı sonucu Sokaklarımızda başı türbanla kapalı, üzerinde ray-ban güneş gözlüğü, altında daracık blue jeans pantolon, kolunda Louis Vuitton çantalı ve yüzünde bir ton boya çalınmış, Müslümanlıktan mutasyonlo Süslümanlığa dönüşmüş  insanlar türemeye başladı.

Diğer cephe olan Türkiye’ye  özgü solun ise, geleneksel açıdan iktidara talip olmayı değil,“Marksist muhalif” olarak rüştünü ispat çabası, yürütülen halkçı politikalara bağlı olarak 1952 yılında başladı. Solculuk başlangıçta emperyalizme kafa tutmaktı ama git gide, ulusalcı boyutu törpülendi. İnsanlar solculuktan, serbestlik gibi bir anlam çıkarmaya başladılar. Böylelikle, dini boyutu olmayan, tamamen kafasına göre yaşamak düşüncesiyle, sol gruplardan bir liberalizm inşa edildi. Bu liberal halk önceleri ateizim ile anılırlarken günümüzde tekrar evrilerek ‘’evet bir yaratıcı var ama dinlere inanmıyorum’’ diyerek deizimin kucağına oturtuldu.

Sonuç mu arkadaşlar.?

Üst akıl ne demişti?

’Madem insanları dinsizleştiremiyoruz, o zaman biz de kurallarını bizim yazdığımız dine onları inandırırız.’’

Kalın sağlıcakla..

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının başında “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

2 Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 Yorumlar
scroll to top